%100 Gerçek Ensest Anilarım Bolum: 17 Ozge Yengem

%100 Gerçek Ensest Anilarım Bolum: 17 Ozge Yengem
Zeki’yi apar, topar hastaneye soktular, Zeki’nin gözleri kapalıydı. Hastane kapılarını yumrukluyordum.

– Keşke lan keşke! Gidiyorum ben amına koyayım dediğinde kolundan tutup kal demeseydim çocuğa

Ferhat;

– Sen nereden bileceksin abi böyle olacağını

Mete çömelmiş ağlıyordu;

– Ulan o kadar kestaneyi çizdirecek bu çocuk dedim dedim, ölmez demi lan? Ölmesin oğlum.

Ferhat;

– Güçlü çocuk lan Zeki, olmaz demi bir şey hah?

Ben;

– Ne bileyim amına koyayım ne bileyim!

Ameliyathanenin kapısında bekliyordum. Telefonum cebimde yoktu. Kafayı yiyecektim. Sağa dönüyor, sola dönüyordum. Gelen giden hemşirenin, doktorun kolundan tutup Zeki’yi soruyordum hiçbir şey söylemiyorlardı;

– Kafayı yiyecem amına koyayım kafayı!

Yeni bir sedye ile adam getirdiler. Dayımdı bu, baygın yatıyordu sedyede her tarafı kan içindeydi. Arkasından polis geldi;

– Olayın yanındaki gençler sizsiniz değil mi?

Ferhat ile Mete yüz yüze bakıyorlardı. Söze katıldım;

– Evet bizdik.
– Karakola gitmemiz gerekiyor.
– Arkadaşım burada onu bırakıp gelmiyorum bir yere.

Polis kolumdan tuttu çekiyordu beni;

– Hop hop ne yapıyorsun sen?

Ferhat ile Mete girdi araya. Konuşmaya devam ediyordum;

– Arkadaşımı o getirdiğiniz adam vurdu? Ben ne için geliyorum karakola? Ayılınca ona sorun ne soracaksanız. Ferhat babamı ara avukatla gelsin hastaneye.

Ferhat babamı aradı. Onlarda polis karakolundalarmış zaten. Yanımızdaki polislerle irtibat kurup konuştular bilgi aldılar. Babam polislerle, yengem annem hepsi gelmişti hastaneye. Yengem koşarak boynuma sarıldı;

– Kuzey neydi o silah sesi? Çok korktum bir şey oldu sandım sana.
Annemi, babamı, kimseyi umursamadan ağlıyor, boynuma sarılıyor öpüyordu.

– İyiyim ben iyiyim ama…

Hüngür hüngür ağlamaya başladım. Babam komiser ile yanıma geldi;

– Paşam ne oldu?
– Baba dayımın yanına gittik, evden silahla çıktı ateş etti, Zeki önüme atladı. Zeki vuruldu.

Komiser sordu;

– Boğuşma mı oldu? Öyle mi patladı silah? Dayınız baya darp görmüş.

Ferhat ile Mete komiserin yanına geldi, her şeyi anlattı;

– Kuzey Zekinin yanındaydı. Zeki’yi vurduktan sonra Kuzey’e nişan aldı. Bizde üzerine atlayıp aldık silahı attık. Kavga etmeye başladık o yüzden bu hale geldi.

Komiser bizim çocukların üstüne başına baktı, üstleri yırtılmış, çamur içinde. Birkaç tutanak tutup polis bıraktı hastaneye gitti. Mete Zeki’nin ailesini aramış. Annesi babası, ablası telaşla hastaneye girdiler. Ne oldu diye soruyorlar, bilgi almaya çalışıyorlardı. Ben bağdaş kurdum ameliyathane kapısında bekliyordum. Ağlıyordum. Zeki’nin annesi anneme sarılmış ağlıyor, babası babam ile konuşuyor, ablasını yengem teselli ediyor, konuşuyordu. Ferhat ile Mete yanıma geldi.

Ferhat;

– İlayda’yı da arıyayım mı?
– Yok oğlum gerek yok ona.

Saatler geçmişti. Ameliyathaneden doktor çıktı, herkesten önce yanına koştum;

– Zeki nasıl? Yalvarırım iyi bir şey söyleyin?
– Hayati tehlikeyi henüz atlatmadı. Çok fazla kan kaybetmiş. Kurşun karaciğeri delmiş, kurşunu çıkarttık. Uyutuyoruz. . Sabaha kadar bekleyip göreceğiz. Geçmiş olsun.

Ben iyice yıkılmıştım. Duvarları yumrukluyor hıçkırarak ağlıyordum. Yengem boynuma sarılıp ağlıyor, beni teselli etmeye çalışıyordu. Bu yakınlaşmamızı babam şaşkın gözlerle izliyor. Anlam veremiyordu.

Mete kolumdan tutup dışarıya çıkarttı beni. Banka oturduk. Bir sigara yakıp uzattı. Yanımıza Ferhat geldi;

– Ağlamayı kesin lan! İyi olacak Zeki yine gelip saçmalayacak. Ulan ne kadar saçmalarsa saçmalasın sus zeki diyen olursa amına koyarım.

Mete;

– Sabaha kadar saçmalasın dinlerim abi…

Ben;

– Oğlum herkesten beklerdim Zeki ne bileyim. Adam beni korumak için kurşunun önüne atladı lan. Bayılmadan önce “Kuzey’in oğlu kolla götü” dedi.
Ağlayarak gülüyorduk.

Mete;

– Adam dayıya namusumsun bundan sonra dedi ya

Ferhat;

– Ah ulan zeki çık şuradan, bir daha sana gerizekalı bile demeyecem lan.

Sabaha kadar bekledik, Zeki’nin annesi babası, ablası perişan olmuşlardı. Sabah olmuş gün ağarmak üzereydi. Yengem koşarak yanıma geldi yüzü gülüyordu;

– Kuzey! Zeki gözlerini açtı! Uyandı Zeki

Koşarak yengem sarıldım, ağlıyordum. Ferhat ile Mete gülüyordu. Koşarak hastaneye girdiler. Arkalarından koştum. Zekiyi bir odaya almışlar herkes bir pencereden bakıyordu. Yanlarına yaklaştım, pencereden kafamı uzattım. Zeki bana bakıyor, gözlerinin içi gülüyordu. Zekiye bakıp gülüyordum. Kalk ulan diye hareket yapıyordum. Herkes birbirine sarılıyor, çok şükür diyordu. Dayım uyanmamış komadaymış. Hep beraber kantine inip çay aldık. O kadar mutluydum ki, annem babam yanımızda değilmiş gibi sarmaş dolaş oturuyorduk yengemle. Zeki’nin annesi lafa girdi;

– Efendim çok sağ olun eksik olmayın, oğlumu sabaha kadar beklediniz, yalnız bırakmadınız bizleri, lütfen evinize gidip dinlenin.

Babam lafa girdi;

– Bu olay bizim yüzümüzden Zeki’nin başına geldi, asıl siz kusura bakmayın hakkınızı helal edin. İnanın hiç böyle bir şey beklemiyorduk. Evlatlarımız çok iyi arkadaşlar. Bende çok severim Zeki’yi hiç sorun değil. Beklerim başında seve seve.

Ben lafa girdim;

– Zeki benim kardeşim baba, bundan sonra ne arkadaşım ne dostum kardeşim!
– Haklısın evlat, kimse kolay kolay kurşunun önüne atlamaz. Bundan sonra Zeki’de benim oğlum yerindedir. Lütfen bu konuları konuşmayalım bile.

Doktor gelmişti;

– Hastayı odasına aldık girip görebilirsiniz…

Ben koşarak Zekiyi aldıkları odaya gittim. Kapıyı açıp girdim;

Zeki;

– Oovv kuzeyin oğlu? Naber kanki
– Kardeşim benim iyiyim sayende sen nasılsın? Ağrın sızın varmı?

Arkamdan ailesi ve bizimkiler geldi odaya. Zeki eliyle eğil işareti yapıyordu;

– İyiyim hacı güllede, belden aşağısını hissetmiyorum. Uyuştu, hani şimdi ben ya artık kestane bile çizemezsem?
– Morfindendir o zeki, anca toparlarsın geçecek kardo.

Zeki belini doğrultmaya çalıştı.

– Of amk of,

Zeki tekrar eğilmemi istedi. Eğildim kulağıma fısıldıyordu;

– Göbek deliğimi sikiyorlar gibi ağrı var geçer mi ki? Yoksa bu ağrıya alışacam diye korkuyorum.

Zeki’nin annesi yanına geldi. Zeki konuşmayı bıraktı. Annesi konuşmaya başladı. Saçlarını okşuyordu Zeki’nin;

– Oğlum çok korkuttun bizi.
– Ne yaptım ki?
– Kurşuna atladın ya oğlum
– Ha onu diyorsun anne, yine olsun yine yaparım. Kuzeyin oğlu benim canım, ciğerim, arkadaştan öte, kardeşim o benim. Ona kimse zarar veremez.

Belini doğrultmaya çalıştı elini karnına tutup yüzünü ekşitti;

– Bu acı geçer mi ya? Bak konuşurken bile acıyor.

Ferhat ile Mete Zeki’nin yanına yaklaştı. Mete ağlıyordu;

Zeki;

– Hişt hacı gülle, biri mi öldü neden ağlıyorsun? Gel lan buraya. Kıvırcık merinos, marul kafa seni.

Mete ile Zeki sarılıyordu.

Zeki;

– Hişt kıskanmayın lan. Fero, kuzeyin oğlu sende gel.

Üçümüzde Zeki’ye sarılıyorduk. Zeki fısıldadı;

– Acaba partiye kadar iyileşir miyim? Ha hacı gülleler?

Babam;

– Çok geçmiş olsun oğlum. Çok şükür atlattın.
– Tabi kuzeyin oğlunun babası amca, ehey küçücük kurşuna da öleceksek, hiç yaşamayalım daha iyi.

Babam gülüyordu. Hastaneden çıktılar. Doktor yanımıza geldi;

– Oo maşallah Zeki hızlı iyileşiyorsun bakıyordum da hiç susmuyorsun
– Neden susacakmışım ki? Kurşunu ağzımdan mı yedim? Karnımdan yedim.
– Olsun sen yine de zorlama kendini. Ağrın var mı?
– Var, çok var, ciğerim yanıyor doktor bey.
– Zeki ciğerin artık yanamaz aldık biz onu.
– Ne?

Yorganı kaldırdı karnına bakıyordu;

– Ne yaptınız benim canım ciğerime? Köpeklere mi verdiniz? Neden kesip aldınız?
– Parçalanmıştı zeki. Tek ciğer ile devam edeceksin hayatına.
– Sevenleri ayırdın hain doktor.

Doktor gülüyordu. Yanımıza geldi ve konuştu;

– Bugünlük bu kadar yeterli, lütfen gidin dinlenin. Zeki’ye çok iyi bakacağız gözünüz arkada kalmasın.

Zeki ağlamaya başladı;

– Bari arkadaşlarım gitmesin, ben sıkılırım tek başıma burada.
– Olmaz zeki yormaman lazım kendini, konuşma istirahat et.
– Peki telefonla arayıp konuşsam onları?
– Yok oda olmaz zeki.
– İçimden konuşsam peki? Ama o zamanda bunlar duymaz ki. Neyse gidin ben kendi kendime konuşurum.

Gözlerini kapattı. Kendi kendine konuşuyordu belli ki.

Hastaneden çıktım. Babamlar önde, ben yengem ile arkalarından gidiyorduk. Yanımda arkadaşlarım Ferhat ve Mete vardı. Yengeme sarılmıştım. İki sevgili gibiydik.

Ferhat;

– Adam heyecan yaratmayı seviyor beyler. İlla korkutacak bizi.

Mete;

– İyi korkuttu ama. Ölecek sandım bir an.

Ben;

– Beyler Zeki’yi kurşun bile öldüremediyse, başka hiçbir şey öldüremez adam kedi gibi.

Yengem gülüyor. Bana sıkı sıkı sarılıyordu. Ferhat ile Mete eve gitmek için ayrıldı yanımızdan. Zeki’nin anne ve babası bizim aile ile konuşuyordu. Babamın arabasına bindik yengemle. Yanıma oturdu, dip dibe oturuyor, sarılıyorduk birbirimize. Babam arabaya bindi dikiz aynasından bize baktığını fark edince, ellerimi yengemin belinden çektim. Eve gittik, içeriye giriyordum babam kolumdan tutup çekti;

– Paşam gel konuşalım seninle biraz.
– Tamam baba.

Yengem arkasına dönüp bana bakıyor, içeriye giriyordu.

Babam;
– Yengen ile aranda ne var?

Yüzüm kızarmış, şok olmuştum babam anlamıştı. Ama haklı çok belli ettik bugün.

– Bir şey yok baba, ne olacak? Mahcup şekilde gülüyordum.
– Yok, anlarım ben, var aranızda bir şey, aşık mısınız birbirinize? Yengenle sarmaş dolaşsın hep.
– Alla alla, sarmaş dolaş olunca aramızda bir şey mi oluyor baba ya? Saçmalama gidiyorum ben.

Eve girdim, yengem salonda ne oldu gibisinden el hareketi yapıyordu bana, arkamdan babam geldi. Yengem mutfağa girdi. Bende odama çıkıp bir duş aldım. Giyiniyordum Aysel yengem arıyordu. Uzun zamandır aramıyordum kadını, ilgilenmiyordum.

– Alo kuzi olanları duyduk akşam size geliyoruz iyi misin? Bir şeyin var mı?
– Yok yenge iyiyim arkadaşım vuruldu. Oda hastanede yatıyor. Şimdi uyuyacağım çok yorgunum.
– Gelince rahatlatırım ben seni, hadi kapatıyom hayvanlara bakmaya gidecem bende.
– Tamam yenge kolay gelsin.

Mutfağa indim bir bira içip öyle uyuyacaktım. Biramı açtım bahçeye çıktım içiyordum. Yengem geldi yanıma. Üzerini değişmiş, duşunu almış;

– Sorun yok değil mi?
– Ne sorunu?
– Babanla konuşuyordunuz da duydum biraz.
– Sorun olsa ne olur?

Kolundan tutup yanıma oturttum. Sarılıyordum.

– Sen benimsin bundan sonra, kim ne diyecek?
– Bilmem.

Oda bana sarılıyordu. Biramı içtim, konuşuyorduk;

– Dayının bu kadar ileri gidebileceğini düşünmedim hiç.
– Valla o gavatın bunu yapacağını bende düşünmedim. Adam silah çekti hem de bana, hadi tamam ona şaşırrım eyvallah. Ya Zeki? Adam beni korumak için önüme atladı. Hiç beklemezdim Zeki’den korkup kaçması lazımdı.
– Öyle, güzel çocuk Zeki…
– Hadi yatalım, çok yorgunum.
– Seninle uyumak istiyorum.
– Uyuyacaz ama bak, yorgunum valla Özge…
– Tamam uyuyacaz.

Odama geçtim, kapıyı açık bıraktım, üstümü değişiyordum. Yengem geldi odama kapıyı kilitledi. Sarıldım öptüm, yatağa girip sarmaş, dolaş uyuduk. Sabah kapım çalıyordu,

Babam;

– Kuzey! Hadi uyan okula.

Uyku sersemi uyanmıştım,

– Ne okulu baba hastaneye gidecem ben, git sen.
– Peki ben müdüreyi ararım.
– Ya ne arıyacan? Zaten ders gördüğümüz yok, Üniversite sınavına hazırlanıp duruyorlar.

Babam gitmişti kapının önünden, yengem sesime uyanmış sarılıp öpüyordu beni;

– Bende geleceğim seninle.
– Okula mı?
– Salak hastaneye gideceğim demedin mi?
– Ha tamam canım gel.

Yatakta üstüne çıkıp, dudaklarını öpüyor, boynunu emiyor, kısacası sevişiyorduk. Annemin sesiyle toparlandık;

– Hadi kahvaltı hazır gelin. Özge neredesin?

Yengem yatağımdan apar topar kalkıp gitti. Ferhat mesaj atmıştı;

– Kanka uyandın mı? Mete ile size geliyoruz. Zeki’nin yanına gideceğiz. Birde İlayda öğrendi dün olanları, ağzımızdan kaçırdık, oda geliyor. Haberin olsun yarım saate sizin evdeyiz.

Hay amk diyordum içimden şu kızda bırakmadı bir beni. Yengemin yanına oturdum kahvaltıya, tam o anda kapı çaldı. Arkadaşlarım, İlayda, Melisa okula gitmemiş hepsi gelmişti. İlayda ağlıyordu;

– Kuzey! Zeki iyi mi? Hadi gidelim hemen.
– Kızım dur ne ağlıyorsun aslan gibi Zeki, yatıyor hastanede.

Yengem göz ucuyla bize bakıyordu. Konuşmaya devam ettim. Melisa da ağlıyordu. Zeki’nin ağzıyla, onun hareketleri ile konuşuyordum.

– Kız zilli, sen niye ağlıyon? Hacı gülleler, hadi kahvaltı edek, girin içeriye.

Melisa Zeki’nin taklitini yapınca hafif güldü, ağlamaya devam ediyordu.

Melisa;

– Of sus gerizekalı demeyi özledim Zeki’ye iyileşecek değil mi?
– Korkmayın ya iyi Zeki hadi gidelim görün bak.

Yengeme seslendim;

– Yenge hadi gelecem diyordun gidiyoruz.
– Yok kuzum gidin siz, yarın gelirim ben sizle.

İlayda yanımda olduğu için böyle dediğini biliyordum. Peki dedim çıktık evden. Arabalara binip hastaneye gittik. Zeki’nin annesi ağlıyordu, babası karısını teselli ediyordu. Koşarak yanlarına gittik. Babasına sordum;

– Bir durum mu var?

Babası ağlıyordu;

– İç kanama geçirdi, tekrar ameliyata aldılar.

Olduğum yere yıkılmıştım. Dizlerimin bağı çözülmüştü. Dün o kadar konuştuğum, sarıldığım arkadaşım tekrar ameliyat masasındaydı. İlayda ile Melisa hıçkırarak ağlıyordu. Ferhat ile Mete yanıma gelip kaldırdı oturduğum yerden.

Ferhat;

– Kalk abi kızların yanında güçlü dur, yoksa onları zapt edemeyeceğiz. Kalk hadi. İyileşecek Zeki.

Doktor geliyordu yanımıza babasının yanına gitti. Koşarak yanlarına gittik.

Doktor;

– İç kanamayı zorda olsa durdurduk, ama tekrar iç kanama geçirme riski çok yüksek. O yüzden yoğun bakımda tutacağız. Üzülerek söylemek zorundayım, Allahtan ümit kesilmez ama tekrar iç kanama geçirirse durduramayız, ve Zeki’nin bünyesi bir ameliyatı daha kaldıramayacak. Kaybetme riskimiz çok yüksek. Umarız iç kanama geçirmez tekrar.

Zekinin annesi iyice yıkılmış, babası çömelip kalmış, yıkılmıştı. Yanlarından ışık hızıyla ayrıldım. Dayımın kaldığı odayı bilmiyordum. Danışmaya gidip sordum dayımın kaldığı odayı. Hastaneden sevk edildiğini, istanbula gittiğini söyledi. Komadan çıkamamış hala.

Ben;

– Benim burada arkadaşım ölüyor, onu sevk etseydiniz. O şerefsizin iyileşmesi için neden daha iyi bir hastaneye sevk ediyorsunuz. Ulan kötü insanları bu kadar mı çok seviyorsunuz siz? İlla arkadaşımın ölmemesi için, şerefsiz mi olması lazım?

Danışmanın yakasına yapıştım hırpalıyordum. Güvenlik araya girdi ayırmaya çalışıyordu, arkadaşlarım yanıma gelmişti, hastane polisini çağırdılar. Polis yaka paça dışarıya çıkarttı beni.

Polis;

– Oğlum sakin ol, ne istiyorsun adamdan?
– Bırakın allah aşkına ya! Kötü insanları koruyup duruyorlar, benim içeride arkadaşım ölüyor, canıyla cebelleşiyor, bu şerefsizler, şerefsiz bir insanı komadan çıkartmak için uğraşıyor, çok mu lazım komadan çıkması?
– Evlat sen şu dayını döven genç değil misin?
– Evet benim.
– Adam komadan çıkmazsa, cinayetten yargılanacaksın. Yanındaki arkadaşlarında yanında olduğu için onlarda yargılanacak. Hastanede yeterli ekipman olmadığı için sevkini istedi. Arkadaşını da sevk edebilirlerdi, ama arkadaşın bu sevke gidecek durumda değil, yolda da ölebilir. O yüzden dua et iyileşsin dayın.

Ben iyice ikilemde kaldım. Durumların böyle olacağını bilmiyor, düşünmüyordum. Ferhat ile Mete çok sakinlerdi yanıma geldiler;

– Vay amına koyayım hapishane de mi görecez lan yoksa?

Mete sigarasını yaktı;

– Amına koyayım Zeki iyileşsin de ne görürsek görelim amına koyarım artık.

Akşama kadar hastanede bekledik. Hepimiz perişan haldeydik. Babamlara haberi almış onlarda yanımızdaydı. Özge yengem evde çocuklarla kalıyor, Aysel yengemler gelmiş onlarla oturuyordu. Doktorun tek söylediği elimiz kolumuz bağlı bekliyoruz, bu geceyi atlatması lazım iç kanama geçirmeden diyordu sadece. Vücudu çok yorulmuştu Zeki’nin. Kafayı yemek üzereydim. Hastaneden kimseye belli etmeden ayrıldım. Yürümeye başladım. Sahile kadar yürüdüm, tekelden sigaramı, içkimi aldım oturdum sahile. İçkimi içiyor, denizi seyrediyordum. Bir taraftan Zeki’yi düşünüyor, iyileşmesini diliyordum. Bir taraftansa dayım komadan çıkamaz, geberip giderse sonumuz bombok olacak onu düşünüyordum. Hapise girersem ne yapardım? Yengem yalnız kalırdı, okulumu okuyamaz, her şey boka sarardı. Peki ya arkadaşlarım? Peşimden onları da sürükleyecek, hayatlarını maf edecektim. Her şey üst üste geliyordu. Telefonum çalıyor Ferhat arıyordu;

Ferhat;

– Alo kanka neredesin oğlum seni aradık bulamadık?
– Sahilde içiyorum moruk duramadım orada. Kardeşim nasıl?
– Haber yok kanka bekliyoruz. Geliyoruz yanına
– Yok moruk gelmeyin
– Sikerim amını. Belki de bundan sonra hapishane arkadaşı olacaz. Yalnız bırakmayız moruk seni bekle ayrılma.

Aradan yarım saat geçmiş, içkim bitmiş, sigaramı içiyordum. Yanlarında içkilerle geldiler. Birayı açıp uzattılar elime.

Mete;

– İç moruk iç sabah olmaz bugün.
– İnşallah o sabah olur be.

Ferhat;

– Zor da olsa o sabahlar olacak içinizi rahat tutun amına koyayım.

Mete ağlıyordu;

– Keşke lan, keşke Zeki de şurada olsa, saçma sapan konuşsaydı.

Ferhat;

– Dur be oğlum öldürdün hemen çocuğu. O bir uyansın. Onu da buraya getirip içeceğiz.

Ben;

– Partiyi sordu.

Ferhat;

– Ne?

Ben;

– Onu görmeye girdiğimiz de, partiyi sordu kulağıma fısıldadı. Sabırsızlanıyor, iyileşir miyim diye soruyordu.

Ferhat;

– Daha 2 ay var, iyileşecek gelecek bizimle.

Mete;

– Ya da biz hapise gideceğiz, o puşt tek gidecek partiye.

Ağlayarak gülüyorduk. Sabaha kadar sahilde içkilerimizi yudumladık. Gözlerimiz telefonda sadece iyi bir haber bekliyorduk…

Sabah olmak üzereydi gün hafif hafif ağarıyor, güneş doğmaya başlıyordu. Telefonum çalınca apar, topar kalktık. Elime aldım telefonu babam arıyordu. Ferhat’ı Melisa arıyordu. Mete telefonuna bakıyordu;

Mete;

– Beni arayan yok açın lan şu telefonu amına koyayım…

Ben hemen açtım telefonu, Ferhat ileriye gidip açtı telefonu. Mete ortamızda kalmış kime gideceğini şaşırmış bakınıyordu.

Ben;

– Alo baba uyandı mı Zeki?…

20. BÖLÜM SONU…

DEVAM EDECEK…

LÜTFEN DEĞERLİ YORUMLARINIZI ESİRGEMEYİNİZ!…

Bir cevap yazın